İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tahammülsüzlüğün dayanılmaz cazibesi

İlginizi çekebilir

Zaman su gibi akıp geçerken, insanoğlu ihtiraslarının kölesi olduğunun farkına varmadan sürekli çoğu beklentilerini hak hukuk tanımayan yöntemlerle elde etmenin derdine düşmüş durumda. Hangi birini anlatsak az gelir. 

En sıcak konudan başlayalım. Coronavirüsü ile mücadele konusunda atılan adımları hiçe sayarak günlük ölü sayısının 150’ye dayanmasına neden olan sorumsuzların aklı acaba ne zaman başlarına gelecek? Artık şunu herkes bilmeli ki; musibetler kendi kapısını çalmadan aklı dang etmeyen yüzbinler yüzünden açıklanan yasaklara ülke olarak uymak zorundayız.

Yasaklara karşı tahammülsüz olma lüksü hiç birimizde yok. Virüsten kaynaklı ölümün neredeyse her aileden birinin kapısına dayanmasından kim keyif alabilir?

Tabi ki hiç kimse başta kendisi olmak üzere yakınları ve sevenlerinin bir virüse kurban gitmesini istemez. 

Bu ülkede yasakları uygulamak çoğu kez müeyyide ile eşdeğer göründüğü için bazı kesimlerin zoruna gidiyor. Halbuki müeyyide dediğimiz şey bir sonuçtur. Kurallara, kanunlara uymama ile başlayıp toplumun huzur ve güvenliğini olumsuz yönde etkilemesi sonucunda verilen cezanın yine aynı toplum için bir ibret vesikası olması gerekir. Ama günü birlik telaşlardan dolayı bırakın ders almayı, olup biteni akıllarda bile tutmayı unutuyoruz.

Son bir hafta içinde öyle absürt şeylerle karşılaştık ki, hemen hemen hepsi geçmişten ders alınmadığını bir kez daha ortaya koydu. Selektör yüzünden bir trafik magandasının hışmına uğramak, üç beş ziynet eşyası için bir yakınının Azrail olduğunu görmek, terör örgütünün siyasi uzantısının lideri olduğunu bildiğimiz birisinin cezasını çekerken bu ülkede başbakan yardımcılığı hatta Meclis başkanlığı yapmış tecrübeli bir siyasetçinin ‘benim içim dışım bir’ dercesine ortaya attığı fikirleri tartışmak, bu ülkede tahammül sınırlarının hangi seviyeye ulaştığını en iyi şekilde ortaya koymakta.

Hal böyle iken memleketin geleceğinden kaygılanmanın bir alemi olmadığını düşünüyorum. Çünkü er geç hak yerini buluyor. Kin güdüsüyle nefes alanlar ellerindeki levye ile saldırmak istedikleri vatandaşın şikayetiyle eninde sonunda cezasını buluyor. Dahası ‘Vatanın bölünmez bütünlüğü….’ diye Meclis kürsüsünde, millet huzurunda yemin edenlerin yürüttüğü gizli anayasa görüşmeleri bir istifanın ardından su yüzüne çıkabiliyor.

Birisi de kalkıp durduk yere nice Yasin’lerin ölümüne neden olan politikaları üretenler için salıverilmeden söz ediyorsa, vallahi ‘ Siz, bu ülke insanının tahammülünü teraziye mi koyuyorsunuz’ diyesim geliyor. 

Milyonlarca insan virüsün yol açtığı birçok sıkıntıya karşı dişini sıkarak tahammül ederken, tecrübeli bir siyasetçinin ortaya attığı yaklaşımlara dişini sıkarak tahammül etmek bir erdem olsa gerek.

Ama bu erdemi de suistimal eden olursa, o vakit tahammülsüzlüğün dayanılmaz cazibesi birilerinin kapısı çalabilir. Bu nedenle insanoğlu her bildiğini doğru da olsa(!) her yerde ve her zaman söylemesiyle iyi sonuç alamayabilir.

Böylesine zorlu bir dönemde, aziz milletimizin ne ayrışmaya ne de kavgaya tahammülü kalmadığına göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Şahlanış dönemi’ diye ifade ettiği yeni sayfanın hayat bulmasına tecrübeleriyle katkı vermek deneyimli siyasetçilere yakışacak en güzel ödev olacaktır. 

Translate »