İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Deprem gerçeğini unutuyoruz

İlginizi çekebilir

30 Ekim 2020 günü Türkiye saati ile 14.51’de; merkez üssü Yunanistan’ın Sisam adası açıklarında yerin 16,5 km altında 6,9 Mw büyüklüğünde gerçekleşen ve 16 saniye süre deprem başta İzmir olmak üzere Türkiye’nin batı bölgelerinde hissedilmiştir. AFAD’ın yaptığı açıklamaya göre, Türkiye’de 1’i boğulma sonucu olmak üzere toplam 116 kişi hayatını kaybetmiş ve 1.034 kişi yaralanmıştır. Deprem yine medyanın gündeminde enkaz çalışmaları bitene kadar kalmış ve üzerinden 10 gün geçtikten sonra tekrar unutulmuştur. Deprem gerçeğini tekrar hatırlatmak ve ülkenin özellikle de yerel yönetimlerin öncelikli olarak gündeminde yer alması gerektiğini vurgulamak adına Bursa Teknik Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Beyhan Bayhan ile yapmış olduğum söyleşiyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Beyhan Hocam kendinizi tanıtabilir misiniz?

Merhaba. Bursa Teknik Üniversitesi Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkez Müdürüyüm; aynı zamanda Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Dekanlık görevini yürütmekteyim. Bursa Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü, Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi kurucu öğretim üyesiyim. 2008-2009 yıllarında Kaliforniya Berkeley Üniversitesi Pasifik Deprem Mühendisliği Araştırma Merkezinde ve Tayvan Ulusal Deprem Araştırma Merkezinde araştırmacı olarak çalıştım. Orta Doğu Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümünde Doktoramı tamamladıktan sonra 2012 yılında Bursa Teknik Üniversitesi’nde Öğretim Üyesi olarak göreve başladım.

Deprem ülkemizin gerçeği, can ve mal kaybı yaşanan büyük depremler sonrasında hepimiz bir anda bu gerçeği gündemimize alıyoruz. Deprem gerçeği gündemimizde ancak arama kurtarma çalışmaları tamamlanana kadar kalıyor. Bunun sebebi sizce nedir? 

Deprem gerçeği maalesef bahsettiğiniz şekilde arama kurtarma çalışmaları tamamlanana kadar gündemde yer buluyor. Arama kurtarma faaliyetleri sona erince medyanın ilgisinde de belirgin bir azalma oluyor; bu sebeple depremin meydana geldiği günden 10-14 gün sonra deprem konusu gündemden düşüyor. Maalesef, gerçekleştirilen sosyal araştırmalara göre deprem, vatandaşımızın da öncelikli sorunları arasında bulunmuyor.

Yakın zamanda İzmir Depremini yaşadık ve  bu depremi yine tam unutmuşken Kuşadası’nda yaşanan 4.8 lik deprem bize tekrar deprem gerçeğini tekrar hatırlattı. İzmir Depremi hakkındaki değerlendirmeniz nedir? Sonrası için bu bölge ve Türkiye ilgili deprem beklentisi nedir? 

Ege bölgesi, aktif fayların olduğu bir bölgedir. Tarihte de benzer büyüklüklerde depremler meydana gelmiştir. Ülkemizin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğini sürekli gündemde tutmamız gerekiyor. 2020 yılında Elazığ-Sivrice depreminde ve Seferihisar açıklıklarında meydana gelen depremlerden maddi-manevi kayıplar yaşadık. Mevcut binalarımızı yenilemezsek, güçlendirmezsek benzer kayıpları yaşamaya devam ederiz. Bugün, Adana, Adıyaman, Afyonkarahisar, Aydın, Balıkesir, Bingöl, Bursa, Çanakkale, Denizli, Düzce, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Hatay, İstanbul, İzmir, Kahramanmaraş, Kocaeli, Malatya, Tunceli, Van ve Yalova illerimizde meydana gelecek depremler bizleri şaşırtmamalıdır. Aktif fayları ve daha önce gerçekleşen büyük depremleri göz önüne alırsak, Elazığ, Bingöl, Erzurum, Erzincan, Kahramanmaraş, Adıyaman, Hatay, İzmir, İstanbul, Bursa ve yakın çevresinde deprem tehlikesinin göreli olarak daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. 1992 Erzincan, 1995 Dinar, 1998 Adana-Ceyhan, 1999 Kocaeli ve Düzce, 2003 Bingöl, 2011 Van Depremi, 2017 Bodrum-Kos, 2019 Silivri, 2020 Elazığ-Sivrice, 2020 İzmir-Seferihisar açıkları depremleri dikkate alındığında yaklaşık son otuz yılda pek çok deprem yaşadığımız ortaya çıkacaktır.

İstanbul, Balıkesir, Doğu ve Güneydoğu Anadolu da deprem beklenen bölgeler olarak sürekli konuşuluyor. Bu noktada her deprem sonrası sürekli tartıştığımız ve sürekli olarak öne sürdüğümüz kentsel dönüşüm çalışmaları deprem riski olduğu bilinen bölgelerde neden gerçekleştirilemiyor? Kentsel dönüşümün önündeki engeller nelerdir? 

Kentsel dönüşümün ilerleyememesi ekonomik sebeplere dayanmaktadır. Şu anda “Kentsel Dönüşüm Yasası” olarak bilinen afet riski altındaki alanların dönüştürülmesini öngören kanun sırasıyla şu adımları içeriyor: Sürecin başlaması için ev sahiplerinden birinin “Bina Hakkında Deprem Risk Raporu” almak üzere Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından lisanslandırılmış bir firmaya başvuru yapması gerekiyor. Firma, belirlediği bir ücret karşılığında gerekli laboratuvar testlerini ve bilgisayar analizlerini yaparak “Deprem Risk Raporu” hazırlıyor. Ve bu raporu ildeki Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne iletiyor. Raporda bir eksiklik veya yanlışlık tespit edilmezse rapor onaylanıyor ve tapuya bildirim yapılıyor. Tapuda arsa kütüğüne “Riskli Yapı” şerhi konuluyor ve ev sahiplerine tebligat yapılıyor. Tebligatta yapının riskli olduğu ve 15 gün içinde itiraz edilmezse 60 gün içinde yapının yıkılması gerektiği belirtiliyor. Tebligat gerçekleştikten sonra 15 gün içinde ev sahiplerinden isteyenler rapora itiraz edebiliyor. İtiraz ile birlikte, rapor öğretim üyelerinin ve Çevre ve Şehircilik il Müdürlüğü yetkililerinin de olduğu bir üst kurula sunuluyor. Kurul, ilgili firmanın raporunu inceliyor ve raporda eksik/yanlış yok ise itirazın reddine karar veriyor. İtiraz işlemleri bittikten sonra ev sahipleri, kat malikleri kanununa göre toplanıyor ve bu toplantı sonucunda müteahhit belirlenerek apartman karar defterine işleniyor. Binanın yıkımı ve/veya inşası için müteahhit belirlemede ev sahiplerinin ortak kararı aranmıyor; arsa payı üzerinde 2/3 çoğunluğun kararı yeterli oluyor. Bu süreçte ortaya çıkan en büyük sorun ekonomik gerekçelerle ortaya çıkan anlaşmazlıklar oluyor. Müteahhit kar amacıyla çalışır. Müteahhit, bu nedenle yıkımını ve inşasını gerçekleştireceği binadan kar etmek için belediyeden emsal artış kararı isteyecektir. Bu gerçekleşmezse, evleri yıkılacak maliklerden ücret talep edecektir. Bu durum karşısında da malikler ücret vermek istemeyecektir. Kör düğümün oluştuğu bu adımda, devletimizin himayesinde/güvencesinde, büyük finans kuruluşlarının desteği olmazsa yol almanın zor olduğunu düşünüyorum. Ev sahiplerine sunulacak 20-30 yıl geri ödemeli bir teklifin süreci canlandıracağı kanaatindeyim.

Bursa Teknik Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Dekanı ve Deprem Araştırma Merkezi Müdürü, İnşaat Mühendisliği öğretim üyesi olduğunuzu belirttiniz. Biliyoruz ki Bursa da deprem riski altında. Bu noktada bu üç kimliğinizi de dikkate alarak Bursa için acilen deprem riskini azaltma bağlamında neler yapılması gerektiğini bizimle paylaşır mısınız? 

Bursa’da hızlı bir biçimde riskli alanlar için karar alınması gerekiyor. Binaların deprem performansının belirlenmesi için hızlı ve/veya detaylı değerlendirme yöntemleri kullanılarak tespit yoluna gidilebilir. Bu süreçte, yapılan çalışmaların hızlı ilerlemesi için hukuki dayanağın olması, mevcut yasaların desteğinin artması ve büyük finans kuruluşlarının devlet desteğiyle sürece dâhil olması gerekir. Kentsel dönüşüm sürecinde, mülk sahibinin ve müteahhittin beklentilerinin karşılanmadığı bir sistemde sürecin yürümediğini tecrübe ettik.

Bursa Teknik Üniversitesi öncelikli olarak Bursa ve çevresi olmak üzere Türkiye için deprem konusunda nasıl bir rol oynayabilir?

Bursa Teknik Üniversitesi Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi, Bursa’nın deprem çalışma alanındaki ilk araştırma merkezidir. Üniversite olarak şehir ve sanayi ile bütünleşme amacımız doğrultusunda kamu kurumlarından, yerel yönetimlerden, sivil toplum kuruluşlarından ve sektörden gelen taleplerin hepsine cevap vermeye çalışıyoruz. Bursa’da ve çevresinde deprem bilincini arttırmak ve toplumu depreme karşı dirençli hale getirmek ana hedefimizdir.

Beyhan Hoca’ma değerli katkılarından ve ayırdığı kıymetli vaktinden dolayı teşekkür ederim.

Translate »